2017’ye başlarken

Even the darkest night will end, And the sun will rise again.

Rumi

cherry-blossom-dc-japan

10 gün evvel yeni yıl yazısı yazmaya başlamıştım. Ama sonra devamını getiremedim. Belki de yazmayı o kadar çok istemedim. Hemen bir Word dosyası açıp 2017’nin ilk yazısını yazmaya daha kararlı hissettim kendimi. Yazdığım o yazının taslak halini de pek beğenemedim. Evet içimi dökmek için yazmıştım, ne yazdığım anlaşılmıyordu. Ortaya karışık çorba yapmışım. Haydi başlayalım. Okumaya devam et

Reklamlar

Yeniden Merhaba

Hello-Again

Herkese merhabalar,

Hayli uzun bir zaman sonra yeniden blog yazmaya başlayabildim. Aslında bu benim için hem özlem dolu ve zor hem de üşengeç bir süreçti. Blogumda yoğun olarak yazmaya başladığım vakitler bilimhatunu.com’a taşınmıştım.  Hatta o vakit, RadyoBiyoloji’den ve Twitter’dan arkadaşlarım bu geçişte hayli destekte bulunmuşlardı(valla teşekkür hepinize). Lakin Konya’ya dönüp Romanya’ya dair birkaç yazı yazdıktan sonra tüm yazmaya dair hevesim kaçtı. Taslaklarımda biriktirdiğim bazı güzel konular vardı (gerçekten güzeldiler ;_;) , ama bilimhatunu.com’un bulunduğu sunucu arkadaşıma ait olmasından mütevellit benim de yedeklememe ihmalkarlığımın da eklenmesi ile maalesef çöp oldular. Sanırım son yazdığım yazıyı da 2013’ün Ağustos ayı gibi yazmıştım(merhaba ben de artık yüksek lisansa başladım gibisinden), lakin Mayıs ayı ile Ağustos arası yazdığım iki üç yazı yok.  Sonra sunucu servis sağlayıcılardan alayım, hatta WP’nin bazı ucuz alternatiflerini kullanayım(map an existing domain) diyordum ama yazma hevesim bir kere uçmuştu.

Okumaya devam et

Mektubum var!

Bugün aldığım bir mektupla çok mutlu oldum. Daha önceki bir yazımda da belirttiğim üzere 9 yaşında bir mektup arkadaşım var.  Bugün(3 Mayıs 2013) kendisinden ikinci mektubumu aldım 🙂 Aslında yeni bir mektubu bu kadar erken beklemiyordum.

Bugün laboratuvara giderken kapıya mektubun bırakıldığını gördüm. Ne biçim posta servisiyse artık, insan bir zil çalar kapı çalar. Hiç biri yok. Neyse en azından mektup benim elime ulaşabildi. Mektup arkadaşımın yazısının biraz kargacık burgacık olduğunu bildiğim için yolda yürürken zarfı açmadım, tramvaya bindiğimde mektubu hemen açtım. Bu sefer mektubum bir öncekinden daha uzundu. Yakında Sebile’nin de yazısını sökebileceğimi düşünüyorum. Neden mi? İşte cevabı Sebile’nin mektubunda:

Şebile'nin yeni mektubu!

Okumaya devam et

Mektuplaşsak da mı görüşsek, mailleşsek de mi görüşsek

Bundan yaklaşık birkaç ay önce liseden arkadaşım Ebru’nun facebookta şöyle bir iletisine rastladım. Bu iletiyi paylaşmadan önce Ebru hakkında ufak bir malumat da paylaşayım. Ebru, Selçuk Üniversitesi’nde Sınıf öğretmenliğinden mezun olduktan sonra KPSS’ye girer, o talihli gençlerden biri olarak ataması gerçekleşir ve tasını tarağını toplar Erzurum’a Karakale Köyü’ne sınıf öğretmeni olarak taşınır. O, artık Karakale Köyü’nün biricik tatlı öğretmenidir. Şimdi bundan sonrasını acıklı bir hikayeye dönüştürmeyeceğim. İnternet denilen hayatımızı kolaylaştıran mübarek varlık, Ebru’nun öğrencileri için projeyi uygulamaya geçmesini kolaylaştırır. Eveet neydi bu Facebook’ta ileti? Ebru diyordu ki, öğrencilerime mektup arkadaşı arıyorum. Gönüllü olmak isteyen bana ulaşsın. Bunu görür görmez hemen Ebru’ya mesaj attım. Esasında Romanya’ya gelen giden mektupların ne kadar sürede ulaştığından vs bihaberim. Neyse Ebru ile anlaştık, hatta tesadüf bu ya, bi arkadaşım(Irmak) twitterda konuyla alakasız bir mesajı üzerine onu da kattım.

Okumaya devam et

Dünyanın en iğrenç tecrübesi kusmak!

Bu yazının tamamını okumak isteyemeyenler için sonradan gelen ekleme: Evet sirke ve suyu kaynatın, kusmuğun bulunduğu ortama(araba veya ev) koyun (kusmuğun üstüne dökmeyin,eğer döker ve olumlu sonuç alırsanız lütfen beni de haberdar eder misiniz?). Ben geceden kaynamış sirkeli suyu  kusmuklu yere koymuştum ve sabaha koku kalmadı. Ayrıca kaynamış sirkeli suyun bulunduğu balkonun pencereleri kapalıydı. Ne kadar sirke su katılacağı meselesine gelince, yarım litre suya bir kaç yemek kaşığı sirke yeterli olacaktır. Abartmaya gerek yok.  Geçmiş olsun 😉 Şimdi kusmukla olan hikâyeme geçebilirim 🙂

Bu konuyu bloguma taşıyacağım hiç aklıma gelmezdi.  Kusmak hakkında olan anılarıma yeni biri daha geçenlerde eklendi. Ev sahibi kuruluşum Creed Romania’nın Sinaia’daki Sending Quality semineri dönüşünde midem bulandı ve o iğrenç an gerçekleşti. İşin kötü yanı çift kapılı bir arabada seyir halinde olduğumuzdan arkada oturan ben arabaya kusuverdim. Neyseki o anda durduğumuz yer McDonalds’s yakındı ve ben kusmuş olduğum kıyafetlerimi alıp oranın lavabosuna giderek yıkamaya koyuldum. İçimden de umarım kimse tişini mişini yapmaya gelmez diyorum 🙂 Ne yazık ki birileri geldi, kadın ellerini bile yıkamadan hemen çıktı 🙂 Sonradan engelli vatandaşlar için tahsis edilen lavaboya gitmek aklıma geldi. En azından bu iğrenç vakayı birilerinin görme olasılığı daha düşüktü. Oracıkta pantalonumu filan hemen değiştirdim.  Malesef temizleme  vakası bunla son bulmadı, daha araba vardı. Romanya’da sodaları 2 litrelik şişeler halinde satıyorlar. Bizimkiler onlardan almış, çantamdan şampuanı filan çıkarttım belki kokusu çıkar diye. O kadar deodorant, parfüm, bebek kolonyası uyguladık bana mısın demedi. O kokuyu çıkartamadım. Sadece temizleyebildim. İçimden de nasıl kızıyorum kendime “ahh fatma elalemin arabasına ne kusarsın” diye!  Geri kalan 5 saati o koku ile 4 kişi seyahat ettik.   Zaman zaman da deodorant sıkıyoruz, burun reseptörlerim alışsın şu kokuya duymayayım diyordum. Beni o kokudan tek  kurtaran şey ara sıra uykuya dalmak oldu 🙂 Okumaya devam et

Gelsin Muhteşem Sorular

 John Frederick Lewis'in Harem adlı eseri(Victoria ve Albert Müzesi)

John Frederick Lewis’in Harem adlı eseri(Victoria and Albert Müzesi)

Bu sayfada yazdığım sorular, emin olun karşınıza çıkabilecek sorular. Belki istisnaları olabilir. Bu soruları iki kategoriye ayırabilirim. Birincisi kendi ülkeleri hakkında, ikincisi bizim ve bizim dünyayla olan bağlantılarımız hakkında olacak. Ve küçük bir tavsiye bizler hakkındaki sorular hakkında sakın ola sakın sinirlenip asabileşmeyin rica ediyorum, karşı taraf için çok hoş gözükmeyecektir. Hele İngilizceniz yeterli değilse, kibarca açıklamayı da reddedebilirsiniz. Sorulara geçelim. Okumaya devam et

Saçı Uzun, Aklı Kıt; Saçı kısa, Aklı Uzun

Yaklaşık 1 yıldır arada aklıma gelmekle birlikte dilimin ucuna gelip uygulamaya koyamadığım bir isteğim vardı. Evet nihayet gerçekleştirebildim bu isteğimi. Neydi o istek derseniz saçlarımı 0’a vurdurmak. Bu istek arada kapımı çalmasına rağmen saçlarıma yine de çok güzel bakıyordum: B ve E vitaminleri, kremi, yağı, çam terebentin esansı, bitkisel şampuanı derken oldukça güzel uzattım. Son dk’da katılma kararı aldığım mezuniyet geceme de saçlarım pek güzel yetişmiş oldular. Hayat bir yandan devam ediyor, saçlar uzuyor.  Mezun oldum, eşyaları topladım eve(Konya’ya) toptan geri dönüş yaptım. Saçlarım dökülme mevsimi Ağustos ayı geldi çattı. Ama bu sene nedense biraz fazla abarttılar, daha fazla dökülüyorlardı. Biraz kısalttırdım, taa belimden omzuma kadar kestirdim. Kestirmemek için bir engelim en nihayetinde yoktu 🙂 Dökülmelerin bir anda durması gerekirdi, ama durmadı devam etti. Sonra yeniden o istek kapımı çaldı. Yine erteledim, bayram vardı, arkadaşımın kınası ve düğünü vardı. Kına gecesinde son kez saçlarım için kuaföre gittim ve nikahın ertesi gününde soluğu kuaförde aldım. Kuaförüme de aylar önce böyle bir isteğim olduğundan bahsetmiştim. O da şaka arasında “eğer öyle birşey yaptıracak olursan buraya gel yine” demişti.  O gün geldi ben de soluğu kuaförde aldım, haliyle o anda kuaför salonunda olan pekçok kişi benim bu kararım karşısında şaşkındılar ve “emin misin? çok güzel saçların var” diyerek kararımdan vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Sonunda sıra bana geldi, oturdum kuaför sandalyeme. Son bir kez aynada saçlarıma baktım. Bir elveda bakışı attım gülümseyerek:) Ama canımın acıyacağını düşünerek gülümsedim. Sonrasında makinanın sesi araya girdi zzzzzzzzzzzz…

Okumaya devam et